26 Aralık 2025 tarihi itibarıyla İstanbul’un içme ve kullanma suyunu sağlayan barajlardaki doluluk oranları, kentin su güvenliği açısından dikkatle izlenmesi gereken bir seviyede seyretmeye devam ediyor. İSKİ tarafından paylaşılan güncel verilere göre, İstanbul genelindeki barajların ortalama doluluk oranı %17,63 olarak ölçüldü. Bu oran, mevsim normallerinin altında kalırken, özellikle kış aylarından beklenen yağışların henüz yeterli seviyeye ulaşmadığını ortaya koyuyor. İstanbul gibi nüfusu 16 milyonu aşan bir metropol için bu seviyeler, yalnızca mevcut durumu değil, önümüzdeki aylara ilişkin riskleri de gündeme taşıyor.
Son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle yağış rejiminde yaşanan düzensizlikler, barajlardaki su seviyelerinin dalgalı bir seyir izlemesine neden oluyor. Özellikle sonbahar ve erken kış dönemlerinde beklenen yağışların gecikmesi, barajlara yeterli su girişinin sağlanamamasına yol açtı. Bu durum, Aralık ayının son günlerine gelinmesine rağmen doluluk oranlarının hâlâ düşük seviyelerde kalmasına neden oldu.
Baraj Bazında Dengesiz ve Kırılgan Bir Görünüm
İstanbul’daki barajlara tek tek bakıldığında, doluluk oranları arasında belirgin farklar göze çarpıyor. Elmalı Barajı %50’nin üzerindeki doluluk oranıyla nispeten olumlu bir tablo sunarken, Darlık ve Ömerli gibi büyük kapasiteli barajlar orta seviyelerde seyrediyor. Buna karşın Kazandere ve Pabuçdere gibi barajların doluluk oranlarının %5’in altına inmesi, bazı su havzalarında durumun son derece kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
Bu dengesiz tablo, İstanbul’un su kaynaklarının homojen bir yapıya sahip olmadığını ve bazı bölgelerde su stresinin çok daha belirgin hissedildiğini gösteriyor. Özellikle düşük doluluk oranına sahip barajlar, kuraklık koşullarının uzaması halinde hızla işlevsiz hale gelebilecek riskli rezervler olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, bu tür barajların doluluk seviyelerinin kritik eşiklerin altına düşmesinin, su yönetiminde daha sıkı önlemleri zorunlu kılabileceğine dikkat çekiyor.

Mevsimsel Yağışlar Beklentiyi Karşılamadı
Aralık ayı, geleneksel olarak baraj doluluklarının artışa geçtiği bir dönem olarak bilinse de 2025 yılı bu açıdan beklentileri karşılamadı. Yağışların düzensiz ve kısa süreli olması, toprağın ve baraj havzalarının yeterli suyu tutmasını engelledi. Ayrıca şehirleşmenin artması ve betonlaşma, yağmur sularının yer altına süzülmeden hızla denize ulaşmasına neden olarak doğal su döngüsünü olumsuz etkiledi.
Bu tablo, yalnızca geçici bir meteorolojik sorun olarak değil, uzun vadeli bir yapısal risk olarak değerlendiriliyor. İstanbul’un su ihtiyacının her yıl artması, buna karşın mevcut baraj ve havza kapasitesinin sınırlı kalması, su yönetimi politikalarının önemini daha da artırıyor. Uzmanlar, yağışlı dönemlerde dahi barajların istenen hızda dolmamasının, kentin su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından ciddi bir uyarı olduğunu vurguluyor.
Su Güvenliği ve Tasarruf Çağrıları Yeniden Gündemde
Baraj doluluk oranlarının %20’nin altında seyretmesi, kamuoyunda su tasarrufu konusunu yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Yetkililer, mevcut durumda İstanbul’un kısa vadede acil bir su kriziyle karşı karşıya olmadığını belirtse de, kontrollü ve bilinçli su kullanımının hayati öneme sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle bireysel tüketimde yapılacak küçük tasarrufların bile milyonlarca metreküp suyun korunmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
Önümüzdeki aylarda beklenen yağışların seyrine bağlı olarak baraj doluluk oranlarında artış yaşanması mümkün olsa da, uzmanlar bu konuda temkinli olunması gerektiğini belirtiyor. İklim değişikliğinin etkileri göz önüne alındığında, yalnızca mevsimsel yağışlara güvenmek yerine alternatif su kaynakları, geri kazanım sistemleri ve altyapı yatırımlarının önem kazandığı bir döneme girildiği belirtiliyor.

Genel Değerlendirme
26 Aralık 2025 itibarıyla İstanbul barajlarındaki doluluk oranları, kentin su yönetimi açısından hassas bir döneme işaret ediyor. Bazı barajlarda göreceli olarak daha iyi seviyeler görülse de genel ortalamanın düşük kalması, su kaynaklarının dikkatle ve planlı bir şekilde yönetilmesini zorunlu kılıyor. Mevcut tablo, yalnızca bugünün değil, geleceğin su politikalarının da şekillendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
























